Greenpeace'ten PFAS Uyarısı: "Sonsuz Kimyasallar" Musluk Suyunda ve Gıdada Tespit Edildi
Greenpeace Akdeniz, PFAS kirleticilerinin su ve gıda zincirinde yaygınlığına dikkat çeken yeni raporunda, Türkiye'deki örneklemelerde bu kalıcı kimyasaların tespit edildiğini ve sağlık risklerinin yok sayıldığını bildirdi.

Greenpeace Akdeniz, "Sonsuz Kimyasallar" (PFAS) olarak bilinen per ve polifloroalkil maddelerin çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini ortaya koyan kapsamlı bir araştırma raporu yayımladı. Raporda, Türkiye'nin farklı bölgelerinden alınan musluk su ve gıda örneklerinde PFAS grubuna ait kimyasaların tespit edildiği, mevcut yasal sınırların ise bu kirleticileri kapsamakta yetersiz kaldığı vurgulandı.
Musluk suyunda ve gıdada "kalıcı" izler
Greenpeace ekiplerince gerçekleştirilen örnekleme çalışmasında, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Mersin ve Adana gibi büyük şehirlerdeki musluk su örneklerinin yanı sıra, pazar ve marketlerden temin edilen meyve-sebze örnekleri analiz edildi. Laboratuvar sonuçlarında, PFAS grubuna giren PFOA ve PFOS gibi en yaygın ve toksik maddelerin su örneklerinin çoğunda, gıda örneklerinin ise belirli bir oranında bulunduğu kaydedildi. Rapora göre bu kimyasalar, doğrada parçalanmadıkları için "sonsuz kimyasallar" olarak adlandırılır ve vücutta birikerek hormon sistemini bozma, bağışıklığı baskılama ve kanserojen etki gösterme potansiyeline sahiptir.
Mevzuat boşluğu ve "güvenli limit" tartışması
Raporun en kritik bulgularından biri, Türkiye Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği'nin ve Gıda Kodeksinin, PFAS maddeleri için henüz kapsamlı ve sıkı sınır değerleri koymamasıdır. Greenpeace bilim insanları, Avrupa Birliği'nin 2026 itibarıyla musluk suyunda toplam PFAS için 100 nanogram/litre, bireysel maddeler için 4 nanogram/litre gibi çok daha katı standartları benimsediğini, Türkiye'nin bu uyum sürecinin henüz başlangıç aşamasında olduğunu belirtiyor. Mevcut Türk mevzuatında bu kimyasalar için net bir "toplam PFAS" limiti yokken, tespit edilen konsantrasyonların uzun vadeli maruz kalım riskini yarattığı, ancak yasal olarak bir "ihlal" sayılmadığı tespit edildi.
Kaynaklar: Endüstriyel atıktan tüketim mallarına
Araştırma, PFAS kirlenmesinin kaynağının sadece endüstriyel atık suyu olmadığını, su itme sistemlerinde kullanılan kimyasallar, yangın söndürme köpükleri, ambalaj malzemeleri (özellikle yağ geçirmez kağıtlar), anti yapışık tencereler ve hatta gömlekleri de içeren geniş bir tüketim yelpazesi olduğunu ortaya koyuyor. Greenpeace Türkiye Proje Yöneticileri, "Bu kimyasalar fabrika çıkışından musluk suyumuza, oradan da tabağımıza uzanan bir döngü içinde" ifadelerini kullandı. Özellikle tarım sulama suyu yoluyla toprağa giren PFAS'lerin, kök sebzeleri ve yapraklı yeşilliklerde birikimi, gıda güvenliği açısından ek bir risk unsuru oluşturuyor.
Sivil toplumdan "yasaklama" çağrısı
Greenpeace Akdeniz, raporun ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na ve Sağlık Bakanlığı'na yönelik bir çağrıda bulundu. Kurum, PFAS grubunun tamamının (10.000'den fazla madde) "grup yasaklaması" yoluyla kısıtlanmasını, musluk su kalite standartlarının AB kriterlerine hemen uygun hale getirilmesini ve endüstriyel kullanımda "güvenli alternatiflere" zorunlu geçiş planları çizilmesini talep etti. Ayrıca tüketicilerin, PFAS içeren ürünlerden (anti yapışık mutfak malzemeleri, su geçirmez kıyafetler, hızlı yemek ambalajları) kaçınarak maruz kalımını azaltabileceği, ancak sistemik çözümün kesinlikle resmi düzenleme ile olacağı vurgulandı.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
