Türkiye Kızıl Deniz'de 'bağımsız hat' çizdi: Husi tehdidine üçüncü yol arayışı
Ankara, ABD önderliğindeki deniz ittifakına katılmak yerine Suudi-Arabistan ve İran ile ayrı kanallardan diyalog sürdürerek Kızıl Deniz güvenliğinde özerk bir rol üstleniyor.

Yemen'in Husi kontrolündeki bölgelerden Kızıl Deniz ticaret rotalarına yönelik fırlatma ve drone saldırılarının 2024 sonrası yoğunlaşması, bölgedeki askeri ve diplomatik dengeleri yeniden şekillendirdi. Türkiye, Şubat 2024'te ABD ve İngiltere'nin başlattığı 'Operasyon Güvenlik Koruyucusu' (Operation Prosperity Guardian) yapısına askerî katkı sağlamamayı, bunun yerine bölgedeki stratejik ortakları Suudi Arabistan, Birleşmiş Arap Emirlikleri ve Mısır ile çift taraflı güvenlik danışma mekanizmalarını aktif etmeyi tercih etti.
Kızıl Deniz'de 'Meke İttifakı' kavramı yerini 'özgün stratejiye' bıraktı
2015'te Suudi önderliğinde kurulan ve Pakistan'ın da dahil olduğu 'Mekke İttifakı' terminolojisi, Ankara'nın güncel resmi dilinde yerini 'bölgesel güvenlik mimarisi' kavramına bıraktı. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarının aktardığına göre Türkiye, Suudi Arabistan ile 2022 ve 2023'te imzalanan stratejik işbirliği anlaşmaları çerçevesinde, Kızıl Deniz sahil güvenliği, istihbarat paylaşımı ve deniz muharebesi eğitimleri alanlarında somut adımlar attı. Bu çerçevede Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Suudi Kara Kuvvetleri Komutanlığı ile yürüttüğü ortak tatbikatlar, askerî varlığın bir numarası olmadan etkili bir dayanım oluşturma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
İran-Husi hattı: Müzakere masasından tehdit algısına
Türkiye'nin Hüsilerle doğrudan resmi teması yok; ancak İran üzerinden yürütülen 'arka kapı diplomasisi', gemilere yönelik saldırıların Türkiye bayraklı veya Türk işletmeci gemilerini hedef almaması yönünde bir anlayış sağladı. Şubat 2024'te Tehran'da yapılan Hakan Fidan - Hüseyin Emîr Abdullâhyan görüşmesinin ardında, Husi liderliği Ansarullah'ın 'Türkiye hedefimiz değil' mesajı vermesi, Ankara'nın İran ile kurduğu risk yönetimi kanalının işlediğinin göstergesi olarak okundu. Uzmanlar, bu durumun Türkiye'nin İsrail-Filistin savaşı başladığında da koruduğu 'dengeci aktör' kimliğiyle tutarlı olduğunu kaydediyor.
Mersin-Limanları ekseninde lojistik alternatif hazırlığı
Kızıl Deniz'de gecikme ve sigorta prim artışlarıyla karşılaşan küresel lojistik akışın bir kısmını, Mersin ve İskenderun limanları üzerinden Doğu Akdeniz koridoruna çekme çabaları da Türkiye'nin ekonomik güvenlik kalkanı olarak öne çıkıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre 2024'te Kızıl Deniz krizine rağmen Mersin Limanı konteyner işleme hacminde rekor kırdı; bu da Türkiye'nin 'güvenli liman' imajını pekiştirdi.
Sonuç olarak; Türkiye, Kızıl Deniz krizinde ne ABD'li ittifakın askeri kolu oldu, ne de 2015 tarzı bir Sünni blok ittifakı içine girdi. Ankara, 'ulusal menfaat ve bölgesel istikrar' ekseninde, hem Suudi-Arabistan ile askeri işbirliğini derinleştirirken hem de İran üzerinden Husi kanallarını yöneterek, kendi çizdiği 'üçüncü yol' stratejisini sürdürüyor.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
