Depremden 31 Ay Sonra Hatay: Beton yıkıldı, hayat hâlâ inşaat halinde
Antakya'nın kalbi hâlâ çarpıyor ama ritmi değişti; konteyner kentler boşalırken kentsel dönüşüm gerginliği, nüfus kaybı ve kültür mirasının kaderi gündemdeki en büyük soru işaretleri.

6 Şubat 2023'ün o karanlık sabahından bu yana geçen 31 ay, Hatay için sadece bir yıkım ve inşaat süreci değil; bir toplumun kimliğini, ekonomisini ve geleceğini yeniden yazma mücadelesi de oldu. Eylül 2026'ya geldikçe ili, "acil iyileşme" aşamasını bitirip "kalıcı kentsel dönüşüm" ve "sosyal iyileşme"nin zorlu yoluna girmiş durumda. Resmi teslimat törenleri ve yeni açılan yollar bir yandan fotoğraf kadrını değiştirirken, sokaklarda, mahalle kahvehanelerinde ve boşalan konteyner kentlerde hâlâ çözüme kavuşmamış derin yaralar var.
Konut: Teslimat rakamları artıyor, ama "ev sahibi" mi "kiracı" mı mutlu?
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile TOKİ ortaklığında yürütülen kentsel dönüşüm projelerinde, il genelinde planlanan yeni konut stokunun önemli bir kısmının temeli atıldı ve bir kısmı da teslim edildi. Resmi açıklamalara göre bağımsız bölüm teslimatları binlerce aileye ulaştı. Ancak sahadaki tablo, resmi yüzdelerin ötesinde karmaşık. Antakya, Defne ve İskenderun'un yıkık alanlarında kurulan konteyner kentlerden ayrılan vatandaşların çoğu, tahsis edilen dairelerin "kira bedeli" ve "aidat" kalemleriyle başa çıkma güçlüğü çektiğini, bazıların ise eski mahallelerinin Ruhunu ve komşuluk ağlarını yeni, genelde şehrin kenarlarında yer alan topluluklarda bulamadığını dile getiriyor. Kiracı statüsünde olan depremzedelerin, ev sahipleriyle yapılan tazminat anlaşmaları ve banka kredisi süreçlerindeki gecikmeler hâlâ onları konteynerlerde veya kiralık evlerde tutuyor. Belediye ve valilik kaynakları, "konteyner kent boşalma hızı hedeflenen seviyede" derken, sivil toplum gözlemcileri "zorunlu ayrılma baskısı" riskine dikkat çekiyor.
Altyapı: Su, gaz, yol tamam; peki ya alt yapının "ruhu"?
İskenderun Limanı'nın operasyonel kapasitesine kavuşması, Hatay Havalimanı'nın yeniden hizmete açılması ve ilçeleri birleştiren ana arterlerde asfalt çalışmalarının bitirilmesi, lojistik ve ulaşım açısından kritik bir normalize dönüşü işaret ediyor. Doğalgaz şebekesi neredeyse tamamen yenilendi. Ancak eski Antakya'nın dar sokaklarında, tarihi dokusuyla uyumlu olmayan genişletme çalışmaları ve yeni altyapı hattı kazıları sırasında çıkan tarihi kalıntıların işletilmesi sürecindeki gecikmeler, kentin "hızla yeniden inşası" ile "doğru inşası" arasındaki çelişkiyi beraberinde getiriyor. Kırıkhan, Reyhanlı ve Samandağ gibi ilçelerde köy yolları ve sulama kanalları onarımında ise merkezi yatırımın hızı, kentsel merkeze göre daha yavaş seyrediyor.
Nüfus ve Ekonomi: "Gidenler döndü mü?" sorusunun cevapsız kalması
TÜİK verileri ve valilik raporları, ilin nüfusunun deprem öncesi seviyelere tam olarak dönmediğini, hatta bazı ilçelerde (özellikle Samandağ, Yayladağı, Altınözü) genç nüfusun işsizlik ve eğitim altyapısının yetersizliği nedeniyle büyükşehirlerde (İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Adana) kalmaya devam ettiğini gösteriyor. Antakya ve İskenderun'da ticaret hayatına dönen esnaf, "müşteri yok" şikayetiyle boğuşurken, organize sanayi bölgelerindeki (Hassa, Dörtyol, Erzin) fabrikaların üretim kapasitesi artıyor. Turizmde Arsuz ve Samandağ sahilleri yaz sezonunda dolu dolu geçse de, kültürel turizmin lokomotifi olan Antakya Arkeoloji Müzesi, Habib-i Neccar Camii, St. Pierre Kilisesi ve Harbiye Şelaleleri çevresindeki otel/restoran yatırımları hâlâ proje aşamasından çıkamamış durumda. Küçük işletmelerin (KOBİ) yeniden ayağa kalkması için verilen KOSGEB ve TKKB kredilerinin faiz oranları ve vade şartları, esnaf için hâlâ en büyük engelden biri olarak öne çıkıyor.
Kültür Mirası: Taşlar onarılıyor, ama ruh nasıl onarılacak?
Kültür Varlıkları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, UNESCO koruma alanları dahil kayıtlı binelerde restitüsyon ve restorasyon çalışmaları sürüyor. Kurtuluş Camii, Üç Kapılı Kilise, Yahudi Sinagogu ve tarihi Hanlar (Kuzgun, Saka, vb.) için onarım kararları alındı, bazılarında iskân izni verildi. Ancak Antakya'nın "çoğulculuk müzesi" olan eski şehir merkezinin (Uzun Çarşı, Kazancı Çarşısı, Yahudiler Çarşısı) ticari canlılığını kaybetmesi, onarılan taşların boş bir sahnelikte kalması riskini doğuruyor. Esnaf ve sivil toplum, "restorasyon esnasında asıl sahiplerin (esnaf/yaşlı nüfus) geri dönüş garantisinin kim tarafından verileceğini" soruyor. Özellikle Surp Asdvadzadzin Kilisesi ve Protestan Kilisesi gibi azınlık ibadethanelerinin onarımı, şehrin çok kültürlü kimliğinin testidir.
Yargı ve Hesap verebilirlik: Davalar hâlâ "dosya" aşamasında
Yıkılan binaların sözleşmeli/yapım denetimli mimar, mühendis ve müteahhitleri kapsayan "kusurlu inşaat" davaları, Hatay 1. ve 2. Ağır Ceza Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemelerinde sürüyor. Savcılıklar tarafından hazırlanan uzman raporları (zemin etiği, beton kalitesi, proje uygulama uyumu) süreçlerin belkemiği. Bazı dosyalarda tutukluluk kararları verildiği gibi, bazı sanıkların serbest bırakılması ve yargılamanın yavaşlığı mağdur ailelerde "adalet gecikiyor" kaygısını derinleştiriyor. CİMER ve mahkeme başvurularıyla tazminat davaları (maddi-manevi) yığınla bekliyor. Şeffaflık adına, yıkılan binaların ruhsat/denetim süreçlerini kapsayan idari soruşturma raporlarının halka açıklanması talepleri hâlâ cevapsız.
Psikososyal: Görünmeyen yıkım, görünenden daha derin
Sağlık Bakanlığı, AFAD ve Mustafa Kemal Üniversitesi koordinasyonunda kurulan Psikososyal Destek Merkezleri (PSDM) ve mobil ekipler, hâlâ haftada binlerce kişi ile görüşüyor. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), depresyon ve kaygı bozuklukları, özellikle çocuklarda ve yaşlılarda kronik hale geldi. Okulların yeni binalara taşınması eğitimi normalize etse de, öğretmen ve veli geri bildirimlerine göre öğrencilerde odaklanma sorunları ve okul korkusu devam ediyor. Sivil toplum kuruluşları, "psikolojik iyileşme fiziki inşaat kadar finansman ve süre gerektiriyor, ama bütçeler kapanıyor" uyarısında bulunuyor.
9 Eylül 2026 Çarşamba günü Hatay, yıkıntı üzerinden yükselen bir şehrin sadece "bina" değil, "toplum" inşasının ne kadar zorlu olduğunu kanıtlıyor. Yeni betonlar ayakta; ama mahallelerin sesi, çocukların park bahçelerindeki gülüşü, esnafın vitrinlerindeki umut ve tarihi sokakların nefesi hâlâ tam oturmadı. İyileşme bitmedi; yeni bir normalin, hâlâ inşaat halinde olduğu anlaşıldı.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
